Oğuzlar 10. yüzyılda Altay dağlarının batı yamaçlarından Sibirya ormanlarının güneyindeki Aşağı Volga’ya kadar uzanan steplerde yaşıyorlardı. Bir taraftan Roma-Bizans’la, diğer taraftan Çinlilerle ilişki içindeydiler. İki-üç yüz yıl süredir de güneyden İslam dünyası ile temas halindeydiler. Oğuz boylarının belli başlı grupları İslamiyet’i kabul etmiş ve önce Samanilerin, sonra da Gaznelilerin egemen olduğu İran sınırlarına kadar yayılmışlardı.
Doğu Türkleri’nin ilk göç hareketi, Kıtayların ilk baskısı ile gerçekleşmişti. Bundan yarım asır sonra yine Kıtayların Moğolistan’dan Orta Asya’ya doğru istilaları ile ikinci Türk göçü başlamıştı. İbnü’l Esir, Çin’den çıkan bu Türk boylarının sayısını 300 bini aşkın çadır halkı olarak verir. Maveraünnehr’e ulaşmaları Oğuzları, Türkistan hakimiyeti üzerinde mücadele halinde bulunan Karahanlı-Gaznelilerle karşı karşıya getirecekti.
Harezm ülkesi 1017′de Gazneliler tarafından işgal edilmişti. Gazneliler, ellerini Azerbaycan’a kadar uzatan ilk Müslüman Türk devletiydi. Bu sırada Gazneli Mahmud’un izni ile Türkmenlerden bir zümre, Horasan’a geçerek yerleşmişti. Balkhan Türkmenleri olup daha sonradan Irak Türkmenleri denilen bu Oğuzlar, Siriderya havzasından gelmişlerdi. Balkhan üs olmak üzere İran içlerine akınlar yapıyorlardı. 1015-1038 senelerinde Yağmur, Kızıl ve Boğa Beylerin idaresi altında Amuderya ile Dicle arasındaki ülkeleri; hatta Mükran, Sind ve Sistan taraflarını kasıp kavuran Irak Türkmen kuvvetleri, dört bin civarında, yani az sayıda ama zinde bir orduydu.
Bu sırada Selçukoğlu Çağrı Bey, kardeşi Tuğrul Bey’i Moyun-Kum taraflarında bırakarak, Harezm ve Buhara arasından Horasan’a geçmişti. Önce bu Oğuz grubuna, daha sonra muhtemelen Gazneli ordusuna katılarak, onlarla birlikte Hazar’ın güney sahilinden Azerbaycan’a geçip orada bulunan Şeddadoğullan ile birleşmişti. Oradan Van’a ve Araş nehrini aşarak Nahcivan, Devin ve Nik taraflarına geçti. Sonra tekrar Maveraünnehr ve Siriderya taraflarına döndü. Bu gidiş ve dönüşü 1015-1021 seneleri arasında gerçekleşti.
Urfalı Mateos, bu Selçuklu akınları sırasında o güne kadar Türk süvarisi görmeyen ahalinin uzun saç örgülü, ok ve yay silahlı Türk süvarilerini hayretle seyrettiklerini anlatır. Çağrı Bey’in bu cesur hareketleri Selçuklular için bir nevi keşif seferiydi. Tecrübeli bir devlet adamı olan Gazneli Mahmud, Selçukoğulları’nın bu hareketlerini titizlikle takip ediyordu. 1025′lerde Selçuklu Arslan Yabgu, Gaznelilerin elinde esir iken kendi memleketinden, diğer bir deyişle Siriderya ve Amuderya arasındaki Oğuzlardan yüz bin kadar asker çıkarabileceğini söylüyordu. Selçukluların o taraflarda yaşayan oymakları yaklaşık yarım milyondu. Arslan Yabgu’nun bu kitle üzerinde etkisi vardı. Sultan Mahmud, Arslan Yabgu’yu yanına çağırıp rehin sıfatı ile alıkoymuş ve Hindistan hududunda Kalincer kalesine hapsetmişti. Bu durum Gaznelilerle Selçukluların arasını açmıştı.
Sultan Mahmud’un oğlu ve Irak-ı Acem valisi Mesud, Horasan’da kalan Türkmenlere vaatlerde bulunarak onları maiyetine almış babasının ölümünden sonra onun yerine geçtiğinde de bu Türkmenlerden istifade etmişti. Bunlardan Yağmur, Sultan Mahmud’un oğlu Mesudun Rey şehrine tayini ile birlikte kuvvetleriyle onun ordusuna katıldı. Boğa’nın komuta ettiği Oğuzlar, Rey’deki Oğuzlarla birleşip şehre saldırdılar. Mansur ve Göktaş’ın kumandasındakiler ise, Hemedan’a gidip şehri kuşattılar. Bir süre sonra Türkmen beylerinden Yağmur Bey’in Rey havalisi kumandanı tarafından öldürülmesi ile yöredeki Türkmen oymakları harekete geçti. Boğa, Dana, Göktaş, Anasıoğlu ve Kızıl gibi liderlerinin maiyetindeki 10 binden fazla Türkmen, Sultan Mesud’un gönderdiği Gazneli kuvvetlerini bozguna uğrattı. 1036′da bir kısmı Irak-ı Acem’e dağıldıysa da önemli kısmı Azerbaycan’a yürüdü ve kendilerinden evvel oraya gelmiş olan soydaşları ile birleşip bölgenin çeşidi yerlerine yaylak ve kışlaklar kurdular.
Selçukluların kazandıkları iki zaferden sonra Gaznelilerin bölgedeki siyasi ve askeri durumu ciddi bir şekilde sarsıldı. Ama Karahanlı hanedanına mensup Böritekin’in, 1038′de Toharistan ve Huttalan taraflarına bir akın yapmasıyla, onunla Ali Tekin oğulları arasında başlayan gerginlik, Gaznelilerin işine yaramıştı. Sultan Mesud, Selçuklulara ve Harzemşah İsmail’e karşı Cend Emiri Şah-Melik’i ittifakına aldı. Gönderdiği bir menşur ile de Harezm vilayetini ona havale etti. Bu tedbirleri aldıktan sonra 1038′de 60 savaş fili de dahil olmak üzere, 30 bin kişilik bir orduyla Gazne’den Belh’e hareket etti. Subaşı kumandasındaki bir orduyu Herat’a, başka bir orduyu da Merv üzerine göndermişti.
Gazne ordusu, Oğuzları uzaktan takip ediyor, Oğuzlar uzaklaşınca takip sürüyor, fakat yakınlaşınca savaşa girmek istemedikleri için geri çekiliyorlardı. Görünen o ki, Gazne Devleti, Selçukluları ve Türkmenleri tamamıyla ezmek kararındaydı.
Sultan Mesud, Belh’e vardığı zaman, Çağrı Bey de süratle Talekan, Faryab ve Şapurgan taraflarını istila etti. Hatta 1039 Martı’nda gönderdiği akıncılar, bizzat Sultan’ın bulunduğu Belh civarını yağmalamış ve sultanın bir filine de el koymuştu. Çağrı Bey’in bu çevik hareketi ile tehlikenin kapıya geldiğini gören Mesud, artık daha fazla bekleyemezdi. Nisan ortalarında Sarahs’a doğru yürüyen ordu, 70 bin süvari ve 30 bin piyadeden oluşan devrin en kuvvetli ve teçhizatlı savaş gücüydü. Bu sebeple “bütün Türkistan harekete geçse” bu orduyu durdurmanın imkansız olduğu düşüncesi hakim olmuştu. Bu durum karşısında Çağrı Bey de Sarahs’a varmış, Yabgu 20 bin süvarisi ile Merv’den, Tuğrul Bey de Nişabur’dan gelerek, güçlerini birleştirmişlerdi.
Selçuklular savaşa hazırlanmakla beraber, bu muazzam ordu karşısında endişeye de kapılmışlardı. Bundan dolayı Horasan’ı tek edip, Ciban bölgesine çekilmeyi düşünüyorlardı. Fakat Çağrı Bey, kımıldamanın ve başka bir yerde tutunmanın imkansız olduğu fikrini savunuyordu. Aynca Gazne ordusunun ağır, hareket kabiliyetinin zayıf, kendilerinin ise hafif ve hareketli olduğunu ileri sürerek, Bey Toğalı ve Subaşı ordularını bu sayede bozguna uğrattıklarını hatırlara. Askeri bilgisini gösteren bu fikir kabul edildi.
