Osmanlı devlet adamlarının XIX. yüzyılda uyguladıkları fetih politikası, hep yenilgi ve toprak kayıpları ile sonuçlandı. Bu yüzden devletin varlığını korumak amacıyla fetih politikası terk edilerek savunma politikası takip edildi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin panislamizm akımlarından yana olan üyeleri, Müslüman dünyasının desteğine güvenerek Mısır, Trablusgarp ve Tunus’u tekrar kazanmanın mümkün olacağına inanıyorlardı. Ancak Osmanlı Devlet’i, yeterli derecede kuvvet ve imkâna sahip değildi. Amaca ulaşabilmek için güçlü bir devletin desteğine ihtiyaç vardı. Bu dönemde Almanya, Avrupa’nın en güçlü devleti durumunda idi.
İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki toprak bütünlüğü konusunda verdikleri sözde durmamışlardı. Rusya, boğazlar üzerindeki emellerinden vazgeçmemişti. Rusya’nın İngiltere ve Fransa ile müttefik olması, Osmanlı Devleti’ni Almanya ile birleşmeye sevk etti.
2 Ağustos 1914′te Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması imzalandı. Sadrazam Sait Halim Paşa ve Harbiye Nazın Enver Paşa tarafından imzalanan antlaşmanın içeriği, birçok kabine üyesinden gizli tutuldu. Antlaşmaya göre:
- İki devlet, Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasındaki anlaşmazlıklarda tarafsız kalacaktı.
- Almanya, savaşa girecek olursa Osmanlı Devleti’de Almanya’nın yanında savaşa girecekti.
- Osmanlı Devleti saldırıya uğrarsa Almanya, Osmanlı Devleti’ni koruyacaktı.
- Savaş halinde Osmanlı kuvvetleri, Alman askeri heyeti tarafından yönetilecekti.
- Antlaşma, 31 Aralık 1918′a kadar sürecek, taraflardan biri fesih kararı almazsa beş yıl daha yürürlükte kalacaktı.
Avrupa Kıtasında savaşlar başlamış olduğundan Osmanlı Hükümeti, tedbir olarak genel bir seferberlik ilân etti. Hükümet, meclis tarafından bir muhalefete uğramamak için, Meclisi Mebusan’ı Kasım ayına kadar tatil etti. Basına sansür konuldu.
11 Ağustos 1914′de müttefik donanmasının kovaladığı Goben ve Breslav adında iki Alman zırhlısı, Osmanlı Devleti’ne sığındı. Bu iki zırhlı, Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın emriyle boğazlardan içeri alındı. Milletlerarası tarafsızlık ilkesine göre, bu iki zırhlının 24 saat içinde karasularımızı terk etmesi gerekiyordu. İngiltere ve Fransa’nın İstanbul’daki elçileri, Babıali’ye başvurarak durumu protesto ettiler. İstanbul Hükümeti, gemileri beş milyon Osmanlı altınına satın aldığını ilân etti. İtilaf Devletleri, bu durum karşısında hiçbir şey yapamadı. Bu iki zırhlıya Yavuz ve Midilli adı verildi. Osmanlı Devleti, 9 Eylül’de kapitülasyonları kaldırdığını ilân etti.
23 Ekim 1914′te Alman amiralinin komutasındaki bu iki zırhlı, Rusların Odesa ve Sivastopol limanlarını bombaladı. Bu iki zırhlının, Karadeniz’e çıkmamasına dair hükümet karan vardı. Bu olay, padişah ve diğer kabine üyeleri arasında şaşkınlık yarattı. Rusya, 2 Kasım 1914′te Osmanlı Devleti’ne savaş ilân etti. Rusya’nın müttefiki olan İngiltere ve Fransa’da 5 Kasım’da Osmanlı Devleti’ne savaş ilân etti.
11 Kasım 1914′de Vükela Meclisi’nde savaş kararı alındı. Meclisi Mebusan, tatil edilmiş olduğundan, meclis kararı olmadan savaşa girilmiş oldu. Padişah, şeyhülislâmdan fetva alarak halife sıfatıyla bir hattı hümayun yayımladı. Bu hattı hümayun ile cihat ilan edildi. Bütün dünya Müslümanları, Osmanlı Devleti’nin düşmanlarına karşı savaşa çağrıldı. Ancak beklenen ilgi gerçekleşmedi.
Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle Almanların Berlin-Bağdat hattı oluşturma hayali hakikate dönüştü. İngiltere, Osmanlı Devleti’ne tepki olarak Kıbrıs Adası’nı ülkesine kattı. Tersanelerinde Osmanlı Devleti için yapılan iki zırhlıya el koydu. Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi üzerine Rusya, Doğu Avrupa’daki kuvvetlerinin bir kısmını Kafkasya’ya kaydırdı. Bu da Almanları, doğu cephesinde bir hayli rahatlattı.
