Arşiv | Mayıs, 2009

Tags: , , , ,

Dandanakan Savaşı Sebepleri ve Öncesi

26 Mayıs 2009

Oğuzlar 10. yüzyılda Altay dağlarının batı yamaçlarından Sibirya ormanlarının güneyindeki Aşağı Volga’ya kadar uzanan steplerde yaşıyorlardı. Bir taraftan Roma-Bizans’la, diğer taraftan Çinlilerle ilişki içindeydiler. İki-üç yüz yıl süredir de güneyden İslam dünyası ile temas halindeydiler. Oğuz boylarının belli başlı grupları İslamiyet’i kabul etmiş ve önce Samanilerin, sonra da Gaznelilerin egemen olduğu İran sınırlarına kadar yayılmışlardı.

Doğu Türkleri’nin ilk göç hareketi, Kıtayların ilk baskısı ile gerçekleşmişti. Bundan yarım asır sonra yine Kıtayların Moğolistan’dan Orta Asya’ya doğru istilaları ile ikinci Türk göçü başlamıştı. İbnü’l Esir, Çin’den çıkan bu Türk boylarının sayısını 300 bini aşkın çadır halkı olarak verir. Maveraünnehr’e ulaşmaları Oğuzları, Türkistan hakimiyeti üzerinde mücadele halinde bulunan Karahanlı-Gaznelilerle karşı karşıya getirecekti.

Harezm ülkesi 1017′de Gazneliler tarafından işgal edilmişti. Gazneliler, ellerini Azerbaycan’a kadar uzatan ilk Müslüman Türk devletiydi. Bu sırada Gazneli Mahmud’un izni ile Türkmenlerden bir zümre, Horasan’a geçerek yerleşmişti. Balkhan Türkmenleri olup daha sonradan Irak Türkmenleri denilen bu Oğuzlar, Siriderya havzasından gelmişlerdi. Balkhan üs olmak üzere İran içlerine akınlar yapıyorlardı. 1015-1038 senelerinde Yağmur, Kızıl ve Boğa Beylerin idaresi altında Amuderya ile Dicle arasındaki ülkeleri; hatta Mükran, Sind ve Sistan taraflarını kasıp kavuran Irak Türkmen kuvvetleri, dört bin civarında, yani az sayıda ama zinde bir orduydu.

Bu sırada Selçukoğlu Çağrı Bey, kardeşi Tuğrul Bey’i Moyun-Kum taraflarında bırakarak, Harezm ve Buhara arasından Horasan’a geçmişti. Önce bu Oğuz grubuna, daha sonra muhtemelen Gazneli ordusuna katılarak, onlarla birlikte Hazar’ın güney sahilinden Azerbaycan’a geçip orada bulunan Şeddadoğullan ile birleşmişti. Oradan Van’a ve Araş nehrini aşarak Nahcivan, Devin ve Nik taraflarına geçti. Sonra tekrar Maveraünnehr ve Siriderya taraflarına döndü. Bu gidiş ve dönüşü 1015-1021 seneleri arasında gerçekleşti.

Urfalı Mateos, bu Selçuklu akınları sırasında o güne kadar Türk süvarisi görmeyen ahalinin uzun saç örgülü, ok ve yay silahlı Türk süvarilerini hayretle seyrettiklerini anlatır. Çağrı Bey’in bu cesur hareketleri Selçuklular için bir nevi keşif seferiydi. Tecrübeli bir devlet adamı olan Gazneli Mahmud, Selçukoğulları’nın bu hareketlerini titizlikle takip ediyordu. 1025′lerde Selçuklu Arslan Yabgu, Gaznelilerin elinde esir iken kendi memleketinden, diğer bir deyişle Siriderya ve Amuderya arasındaki Oğuzlardan yüz bin kadar asker çıkarabileceğini söylüyordu. Selçukluların o taraflarda yaşayan oymakları yaklaşık yarım milyondu. Arslan Yabgu’nun bu kitle üzerinde etkisi vardı. Sultan Mahmud, Arslan Yabgu’yu yanına çağırıp rehin sıfatı ile alıkoymuş ve Hindistan hududunda Kalincer kalesine hapsetmişti. Bu durum Gaznelilerle Selçukluların arasını açmıştı.

Sultan Mahmud’un oğlu ve Irak-ı Acem valisi Mesud, Horasan’da kalan Türkmenlere vaatlerde bulunarak onları maiyetine almış babasının ölümünden sonra onun yerine geçtiğinde de bu Türkmenlerden istifade etmişti. Bunlardan Yağmur, Sultan Mahmud’un oğlu Mesudun Rey şehrine tayini ile birlikte kuvvetleriyle onun ordusuna katıldı. Boğa’nın komuta ettiği Oğuzlar, Rey’deki Oğuzlarla birleşip şehre saldırdılar. Mansur ve Göktaş’ın kumandasındakiler ise, Hemedan’a gidip şehri kuşattılar. Bir süre sonra Türkmen beylerinden Yağmur Bey’in Rey havalisi kumandanı tarafından öldürülmesi ile yöredeki Türkmen oymakları harekete geçti. Boğa, Dana, Göktaş, Anasıoğlu ve Kızıl gibi liderlerinin maiyetindeki 10 binden fazla Türkmen, Sultan Mesud’un gönderdiği Gazneli kuvvetlerini bozguna uğrattı. 1036′da bir kısmı Irak-ı Acem’e dağıldıysa da önemli kısmı Azerbaycan’a yürüdü ve kendilerinden evvel oraya gelmiş olan soydaşları ile birleşip bölgenin çeşidi yerlerine yaylak ve kışlaklar kurdular.

Selçukluların kazandıkları iki zaferden sonra Gaznelilerin bölgedeki siyasi ve askeri durumu ciddi bir şekilde sarsıldı. Ama Karahanlı hanedanına mensup Böritekin’in, 1038′de Toharistan ve Huttalan taraflarına bir akın yapmasıyla, onunla Ali Tekin oğulları arasında başlayan gerginlik, Gaznelilerin işine yaramıştı. Sultan Mesud, Selçuklulara ve Harzemşah İsmail’e karşı Cend Emiri Şah-Melik’i ittifakına aldı. Gönderdiği bir menşur ile de Harezm vilayetini ona havale etti. Bu tedbirleri aldıktan sonra 1038′de 60 savaş fili de dahil olmak üzere, 30 bin kişilik bir orduyla Gazne’den Belh’e hareket etti. Subaşı kumandasındaki bir orduyu Herat’a, başka bir orduyu da Merv üzerine göndermişti.

Gazne ordusu, Oğuzları uzaktan takip ediyor, Oğuzlar uzaklaşınca takip sürüyor, fakat yakınlaşınca savaşa girmek istemedikleri için geri çekiliyorlardı. Görünen o ki, Gazne Devleti, Selçukluları ve Türkmenleri tamamıyla ezmek kararındaydı.

Sultan Mesud, Belh’e vardığı zaman, Çağrı Bey de süratle Talekan, Faryab ve Şapurgan taraflarını istila etti. Hatta 1039 Martı’nda gönderdiği akıncılar, bizzat Sultan’ın bulunduğu Belh civarını yağmalamış ve sultanın bir filine de el koymuştu. Çağrı Bey’in bu çevik hareketi ile tehlikenin kapıya geldiğini gören Mesud, artık daha fazla bekleyemezdi. Nisan ortalarında Sarahs’a doğru yürüyen ordu, 70 bin süvari ve 30 bin piyadeden oluşan devrin en kuvvetli ve teçhizatlı savaş gücüydü. Bu sebeple “bütün Türkistan harekete geçse” bu orduyu durdurmanın imkansız olduğu düşüncesi hakim olmuştu. Bu durum karşısında Çağrı Bey de Sarahs’a varmış, Yabgu 20 bin süvarisi ile Merv’den, Tuğrul Bey de Nişabur’dan gelerek, güçlerini birleştirmişlerdi.

Selçuklular savaşa hazırlanmakla beraber, bu muazzam ordu karşısında endişeye de kapılmışlardı. Bundan dolayı Horasan’ı tek edip, Ciban bölgesine çekilmeyi düşünüyorlardı. Fakat Çağrı Bey, kımıldamanın ve başka bir yerde tutunmanın imkansız olduğu fikrini savunuyordu. Aynca Gazne ordusunun ağır, hareket kabiliyetinin zayıf, kendilerinin ise hafif ve hareketli olduğunu ileri sürerek, Bey Toğalı ve Subaşı ordularını bu sayede bozguna uğrattıklarını hatırlara. Askeri bilgisini gösteren bu fikir kabul edildi.

Yorum (0)

Tags: , , ,

Dandanakan Savaşı

26 Mayıs 2009

İki ordu 15 Mayıs 1039′da davul ve boru sesleri ile savaşa başladı. Gazne ordusu şiddetli bir hücuma geçince bozulan Selçuklular çöle çekilmişlerdi. Çöl harekatına alışık olmayan Gazne ordusu, Selçuklulan takip edemedi. Selçuklular da düşmanı hırpalamak için büyük sıcakları beklediler. Sıcaklar basınca kuvvetleri ile sık sık çölden çıkıp Gazne ordusuna baskınlar yapıyor, su kuyularını tahrip edip tekrar çöle dönüyorlardı.

Kısmi bir basarı kazanan Sultan Mesud, sıcakları geçirmek için Herat’a çekilmek ve Selçukluları barışa zorlamak düşüncesindeydi. Birbirlerini oyalamak maksadıyla geçici bir anlaşmaya vardılar, fakat iki taraf da bir yandan hazırlıklarını sürdürüyordu. Türkistan’dan gelmekte olan Oğuz göçmenlerini de yardıma çağıran Selçuklular, gittikçe çoğalıyor ve kuvvetleniyorlardı. Bundan dolayı bu geçici anlaşma, Selçukluların işine yaramıştı.

Sultan Mesud, 1039 Ağustosu’nda ordusu ile birlikte Herat’a döndü. Fakat daha yolda iken Türkmenlerin takip ve hücumlanyla kayıplara uğramış ama karşı saldırıyla onlara da kayıp verdirmişti. Sultan Mesud, Herat’ta hazırlık ile uğraşırken, Tuğrul ve Çağrı Beyler, tekrar Nişabur, Merv taraflarına hakim olmuşlardı. Haremzsah İsmail ile bağ kurarak, Ceyhun bendlerini açtırdılar. Selçukluların kazandığı iki zafer, Oğuzların Horasan’a geçişini hızlandırmıştı. Horasan’a öyle bir insan akını başlamıştı ki Gazneli tarihçisi Beyhaki’nin yazdığına göre, Horasan hazinelerinin topraktan çıkarıldığını duyan ihtiyar ve topal bir kadının da bir hisse koparmak maksadı ile yola koyulduğuna dair hikayeler bile anlatılıyordu.

Sultan Mesud hazırlıklarını bitirmiş ve ordusunu çöl harekatına elverişli hale getirmişti. 1039′da harekete geçti ve Tuğrul Bey’i yakalamak üzere Nişabur’a girdi. Tuğrul Bey’in Şadyah’ta oturduğu eski sarayına yerleşip, kışı burada geçirdi. Selçuklular endişe içindeydi. Uzun müddetten beri Tuğrul Bey’in zırhını ve çizmelerini çıkarmadan uyuduğuna dair haberler yayılıyordu. Tuğrul Bey’e kararını sordukları zaman, “Dehistan, Gurgan istikametine çekileceğiz” cevabı alınmıştı. Aynı zamanda Tuğrul Bey, Gazne ordusunun gelemeyeceği düşüncesiyle, Rey ve Cibal taraflarına göçmek ve oralardaki Türkmenler ile birleşmek niyetindeydi. Çağrı Bey ise buna karşı çıkıyordu. Gazne ordusunun çölden gelirken yorulacağını ve karşılaştıkları zaman Selçukluların daha iyi durumda olacaklarını söylüyordu: “Şimdi Gazneli kuvvetleri atlarından inip endişesiz bir şekilde istirahata çekilmiştir. Takip edilmediklerinden de emindirler. Eğer hemen onların üzerine yürürsek belki de amacımıza ulaşırız.”

Sonunda Selçuklular Çağrı Bey’in fikrini kabul edip, Balhar Dağı yönünde yola çıktılar. Çağrı Bey’in askeri görüşleri hakim olduğu için 1040 yılının Mayıs ayı ortalarında, Ramazan’ın ilk günlerinde çarpışmaya giriştiler. Selçuklular, ağırlığı 2 bin atlı ile gerilere gönderdiler. Asıl ordu 16 bin atlıdan oluşuyordu. Börü Tekin ile Yınallıların öncü olarak gönderilmesi kararlaştırılmıştı. Yınallılann emrinde bin Türkmen atlısı, Börü Tekin’in emrinde ise 500 mülteci atlısı bulunuyordu. Çağrı Bey, hafif süvarilere süratle saldırıp çekilme hareketleri yaptırıyor, surları ve kuyuları tahrip ederek Gazne ordusunu susuz bırakıyordu.

 Sultan Mesud ise, Merv ve Sarahs arasında, kum çölü kenarında, surları ve kuyuları bol Dandanakan hisarına doğru ilerleyip, ordunun susuzluğunu gidermek niyetindeydi. Fakat Gazne ordusu oraya varınca, bu kuyuların Selçuklular tarafından imha edilmiş olduğunu gördü. Kuyuların tamir etmektense, ilerdeki kuyulara yetişmek üzere harekete devam ederken, Selçuklu baskınları şiddetlenmişti. Bu andan itibaren Gazne ordusunun disiplini bozuldu.

Türk-İslam tarihinin dönüm noktalarından birini teşkil eden Dandanakan Meydan Muharebesi üç gün sürdü. Susuzluk, yorgunluk, açlık ve nihayet fikir ayrılıkları içinde bitkin durumda bulunan Gazneliler, Çağrı Bey’in saldırışları ve bu esnada 370 Türk kölesinin Selçuklulara geçişi ile bozguna uğradı. Başta Beg-Toğdı olmak üzere, askerlerin firarı ile sağ-sol kanatlar çöktü. 23 Mayıs 1040 Cuma günü Gazne ordusu diye bir şey kalmamıştı ortada. Sultan Mesud, 100 süvari ile savaş meydanını terk ederek güçlükle kurtuldu. Selçuklular Gazne ordusunun bütün hazinelerini ele geçirdi. Çağrı Bey, bu ganimetleri kendine ayırmaksızın adamlarına paylaştırdı ve Mesud’un otağına inip tahtına oturdu.

 Selçuklu askerleri, Mesud’un askerlerinin geri dönmesinden çekinerek üç gün boyunca at sırtından inmemişlerdi. Diğer yandan Sultan Mesud, bütün bir yılın vergisini affetmiş ve Gazne’ye çekilmişti. Tuğrul Bey, buradan Nişabur’a geçti. Çağrı Bey, Belh üzerine, Vabgu ise Herat üzerine yürüdü. Artık bu bölgede Selçukluların karşısına çıkacak ciddi bir kuvvet kalmamış, tarihin bu bölgedeki akışı bu savaşla değişmişti. Selçuklular, Dandanakan’da kazandıkları zaferle güçlerini Gaznelilere kabul ettirdiler ve savaş sonunda İran yaylasının bütün yollan Selçuklulara açıldı.

Yorum (0)

Tags: ,

Dandanakan Savaşı Sonuçları ve Sonrası

26 Mayıs 2009

1040 Dandanakan Savaşı ile Selçuklu Devleti bağımsız bir devlet halinde yükseldi. Anadolu seferlerine yönelmelerinin yolu bu zaferle açıldı. Tuğrul Bey 1043′te Kazvin’e geldiği zaman hakimiyeti altına girmeyi reddeden Oğuzlar, ertesi yıl yeni göçlerle kuvvetlenecekler ve büyük kitleler halinde Doğu Anadolu’ya gireceklerdi. Diğer Oğuz kitleleri Diyarbekir istikametinde ilerleyerek, Meyyafarikin (Silvan), Mardin ve Cizre’ye ulaştılar. 

Bizans imparatoru II. Basilaios (976-1025) Doğu’da ilhak politikası izlemiş, İmparator Konstantinos Monomakhos (1042-1055) da Ermeni ve Gürcüleri baskı altında tutup, Türk akınlarını durdurmak üzere Ani ile Dovin şehirlerine ordu göndermişti. Sultan Tuğrul ise bu Bizans saldırısına karşı İbrahim Yınal, Kutalmış ve Hasan’ı büyük bir ordu ile Azerbaycan’a gönderdi ve bu sistemli Selçuklu seferinde, 1046′da, Gence önlerinde Bizans ordusu yenilgiye uğradı. Bu seferleri diğerleri takip etti ve Türkmenler değişik kollar halinde Erzurum, Ahlat, Muş, Malatya, Urfa, Şarki Karahisar, Sivas ve Kızılırmak havzasına kadar ulaştı. Neticede Büyük Selçuklu Devleti’nin temelinin açılışı, Türkmen göçü ve Anadolu’nun Türkleşmesinin önemli odak noktası, Dandanakan Savaşı olmuştu.

Selçuklu Devleti’nin kuruluşundan Malazgirt’e kadar 30 yıl süren seferler bir yandan Türkmen göçüyle, diğer yandan da Selçuklu ordulannın himayesinde Anadolu’da yayılıyordu. Bizans lmparatorluğu’nun direnişi kırılarak Türklere yeni bir vatan hazırlanıyordu. 1044′te Halife’nin elçisi Maverdi’ye “Benim askerlerim (milletim) çok kalabalıktır ve memleketler onlara kafi gelmiyor” diyen Tuğrul Bey, Selçuklu Devleti’ni kurunca Türkistan’dan sel halinde gelen Türkmen göçleri için bir engel kalmamış, bu bölgeler Türklere açılmıştı.

Yorum (0)

Tags: , , ,

İtilaf Devletleri’nin Ateşkes ve Barış Teklifi

07 Mayıs 2009

22 Mart 1922′de İtilaf Devletleri’nin dışişleri bakanları, TBMM Hükümeti ve Yunanistan’a ateşkes teklifinde bulundular. İtilaf Devletleri’nin teklifine göre;

İki taraf kuvvetleri arasında 10 km’lik bir alan boş bırakılacaktı. Askeri birlikler, asker ve cephane ile takviye edilmiyecekti. Birliklerin konumunda değişiklik yapılmıyacaktı. Aske­ri birlikler ve gereçler yer değiştirmeyecekti. İtilaf Devletle­rine ait komisyon, her iki tarafın ordu birliklerini kontrol ve teftiş edebilecekti. Birliklerin yerlerini değiştirecek olan taraf, 15 gün önceden komisyona bilgi verecekti.

TBMM Hükümeti, ateşkes teklifine cevap vermeden İtilaf Devletleri, 26 Mart 1922′de barış antlaşmasının esaslarını kapsayan bir teklifte bulundular. Bu teklifin ana hatları:

  1. Türkiye ile Yunanistan’daki azınlık haklarının korun­ması amacıyla konulacak kuralların uygulanmasına, Milletler Cemiyetinin de katılması.
  2. Doğu Anadolu’da bir Ermeni yurdunun kurulması, bu olayın gerçekleşmesine de Milletler Cemiyetinin katılması
  3. Boğazların serbestliğinin sağlanması için boğazlar böl­gesinde askersiz bir bölgenin oluşturulması.
  4. Kırklareli, Babaeski ve Edirne’nin, Yunanistan’a; Tekirdağ’ın Türkiye’ye bırakılması,
  5. İzmir’deki Rumlar ile Edirne’deki Türklerin, bu şehir­lerin yönetimine adaletli bir şekilde katılmasını sağlamak için uygun bir yönetimin belirlenmesi.
  6. Barışın imzalanmasından sonra İtilaf Devletlerinin İs­tanbul’u boşaltması.
  7. Sevr Antlaşması ile 50.000 kişi olarak belirlenen Türk silahlı kuvvetlerinin 85.000′e çıkarılması ve bunların ücretli askerler olması.
  8. İktisadi alanlardaki ayrıcalık haklarında (kapitülasyon­larda) değişiklik yapılmak üzere bir komisyon kurulması.
  9. Maliye komisyonunun (Duyunu Umumiye) kaldırıla­rak, genel borçların ve savaş tazminatının ödenmesini sağla­mak için Türk egemenliği ile bağdaşabilecek bir yönetimin sağlanması.

TBMM’nin İtilaf Devletleri’ne Verdigi Cevap

TBMM Hükümeti, 5 Nisan 1922′de İtilaf Devletlerine verdiği cevapta: Ateşkes teklifini ilke olarak kabul ettiğini; ancak bağımsızlık anlayışına ters düşen Türk ordusunun İtilaf Devletlerine ait bir komisyon tarafından denetlenmesinin

kabul edilemez olduğunu; Anadolu boşaltılmadan bir barış antlaşmasının yapılamıyacağını; ateşkes ile birlikte boşaltma işine başlanmasını; dört ay içinde boşaltma işinin sonuçlandı­rılmasını; tekliflerimizin kabul edilmesi halinde barış konfe­ransı için üç hafta içinde delegelerimizi kararlaştırılacak olan şehre gönderebileceğimiz belirtildi.

İtilaf Devletleri, 15 Nisan 1922′de teklifimizi kabul etme­diklerini bildirdiler. TBMM Hükümeti, 22 Nisan’da ateşkes antlaşması üzerinde anlaşmaya varılmasa bile barış görüşme­lerine vakit geçirmeden başlanmasını teklif etti. Ancak karşı­lıklı görüşmelerden bir sonuç alınamadı.

İngilizler, görüşmelerden bir sonuç alaamamasına rağ­men durumdan memnundu. Aradan geçen zaman içinde Yu­nan ordusuna, toparlanması için gereken zaman kazandırıl­mıştı.

Yorum (0)

Tags: , , ,

Ankara Antlaşması

07 Mayıs 2009

ankara-anlasmasiFransız başbakanı, Türklerle barış yapmak için Franklin Bouillon’u Ankara’ya gönderdi. 13 Haziran 1921′de görüşmeler başladı. Franklin Bouillon, imza yetkisinin olmadığını beyan ederek görüşmelerden çekildi. Görüşmelere ara verilmesinin gerçek sebebi ise, Fransızların Yunan taarruzunun sonucunu beklemesiydi. Savaş masrafları, Fransa için büyük bir külfet haline gelmişti. Ayrıca Fransız kamuoyu savaşlara karşıydı. Bu yüzden Fransa, Anadolu macerasına son vermek istiyordu. Sakarya Zaferi’nin kazanılması üzerine Franklin Bouillon, tekrar Ankara’ya geldi. Görüşmelere zaman zaman Mustafa Kemal Paşa’da katıldı.

Görüşmelerde Misakı Milli ile belirlenen sınırlar üzerinde ısrarla duruldu. Fransa kapitülasyonların devam etmesini istiyordu. Uzun görüşmelerden sonra 20 Ekim 1921′de Dışişleri Vekili Yusuf Kemal bey ile Fransız temsilcisi Franklin Bouillon arasında Ankara Antlaşması imzalandı.

Antlaşmaya göre;

  1. Taraflar arasındaki savaşlara son verilecekti.
  2. Savaş esirleri ve tutuklular, karşılıklı olarak serbest bırakılacaktı.
  3. Antlaşmanın imzalanmasından sonraki iki ay içinde Fransız kuvvetleri, kabul edilen sınırların güneyine çekilecekti.
  4. İşgal edilen bölgelerin boşaltılması, iki tarafın temsilcilerinden oluşacak bir komisyon tarafından düzenlenecekti.
  5. Boşaltılan yerlerde, genel bir af ilan edilecekti.
  6. TBMM Hükümeti, Misakı Milli’de yer alan esaslara göre, azınlık haklarına saygılı olacaktı.
  7. İskenderun Bölgesi’nde (Hatay) özel bir yönetim kurulacaktı. Burada yaşayan Türklere kültürlerinin gelişmesi için kolaylık gösterilecekti. Türk dili resmi dil olacaktı.
  8. Suriye topraklarında kalan Caber’deki Süleyman Şah Türbesi ve çevresi, Türk toprakları sayılacaktı. Burada Türk muhafızları ve bayrağı bulunacaktı.
  9. TBMM Hükümeti, demiryollarının işletme imtiyazını Fransız şirketlerine tanıyacaktı.

ankara-anlasmasi-2

Mustafa Kemal ve İsmet Paşa, Ankara Antlaşması görüşmeleri için gelen Fransız Bakan Franklin Bouillon ve Bnb. Sarou ile

Ankara Antlaşması’na göre, İskenderun Bölgesi, Hatay’ın, sınırlarımızın dışında kalması, Misakı Milli esaslarına aykın düşüyordu. Buna karşılık antlaşma, TBMM Hükümetine meşruiyet kazandırmış, Güneydoğu Anadolu’daki işgalleri sona erdirmiştir. Misakı Milli’nin İtilaf Devletleri üyesi olan bir ülke tarafından tanınması, Sevr Antlaşmasını geçersiz bir belge haline getirdi.

Fransa’nın TBMM Hükümeti ile antlaşma imzalaması, İngiltere’nin yalnız kalmasına; İngiltere ile Fransa’nın arasının açılmasına sebep oldu.

Yorum (0)

Tags: ,

Kars Antlaşması

07 Mayıs 2009

kars-antlasmasi-1Sovyetler Birliği ile Moskova Antlaşması imzalanmıştı. Ancak sınır komşumuz olan Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan ile ufak tefek sorunlar yaşanıyordu. Sakarya Zaferi’nin kazanılmasından sonra Sovyetler Birligi’nin aracılığıyla TBMM Hükümeti ile Kafkas cumhuriyetleri (Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan) arasında 26 Eylül 1921′de görüşmeler başladı. TBMM Hükümetini Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir temsil etti. Görüşmelerin tamamlanması üzerine, Kars Antlaşması imzalandı (13 Ekim 1921). Antlaşmaya göre;

  1. Taraflardan birine zorla kabul ettirilmek istenen bir barış antlaşmasının tanınmaması konusunda taraflar müttefiktir.
  2. Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan, TBMM’nin tanımadığı milletlerarası bir antlaşmayı tanımıyacaktır. Aynı şekilde TBMM’de Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan hükümetlerinin tanımadığı antlaşmaları tanımıyacaktır.
  3. Kapitülasyonlar kabul edilemez.
  4. Batum, Gürcistan’a bırakılacaktı. Türkiye, Batum Limanı’ndan yararlanabilecekti. Bunun sağlanması için iki tarafın temsilcilerinden oluşan bir komisyon kurulacaktı.
  5. Antlaşmanın imzalanmasından sonraki üç ay içinde taraflar arasında konsolosluk mukaveleleri yapılacaktı.

Kars Antlaşması ile Türkiye, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki bugünkü sınırlarımız belirlendi.

Sovyetler Birliği’ne bağlı Ukrayna Cumhuriyeti ile 20 Ocak 1922′de dostluk ve işbirliği antlaşması imzalandı.

Yorum (0)

Tags: , , ,

Tekalifi Milliye Emirleri

07 Mayıs 2009

tekalifi-milliyeİlk iş olarak askerlik çağı gelen gençler, silâh altına alındı. Böylece ordunun asker eksiklikleri bir ölçüde giderildi. Ordunun silah, cephane, ulaştırma araçları, yiyecek maddeleri, elbise ve diğer ordu malzemesi ihtiyacını karşılamak için 7-8 Ağustos 1921′de Tekâlifi Millîye Emirleri (Milli Yükümlülükler) adıyla genelgeler yayımlandı. Bu genelgelere göre;

  1. Her ilçede tekalifi milliye komisyonu kurulacaktı. Bu komisyonlar sayesinde elde edilen malzeme, ordunun çeşitli birimlerine dağıtılacaktı.
  2. Ülkede her hane; birer kat çamaşır, birer çift çorap ve çarık hazırlayıp komisyona verecekti.
  3. Tüccar ve halkın elinde bulunan; çamaşırlık bez, kaput bezi, patiska, pamuk, yıkanmış ve yıkanmamış yün ve tiftik erkek elbisesi dikmeye elverişli her türlü kışlık ve yazlık kumaş, kalın bez, kösele, taban astarlığı, san ve siyah meşin, dikilmiş ve dikilmemiş çarık, potin, demir kundura çivisi, tel çivi, kundura ve saraç ipliği, nallık demir ve yapılmış nal, mıh, yem torbası, yular, kolan, kaşağı, semer ve urganlardan yüzde kırkma, parası sonra ödenmek üzere el konulacaktı.
  4. Halkın elinde bulunan; buğday, saman, un, arpa, fasulye, bulgur, nohut, mercimek, kasaplık hayvanlar, şeker, gaz, pirinç, sabun, yağ, tuz, zeytinyağı, çay ve mumların da yine yüzde kırkına, parası sonra ödenmek üzere el konulacaktı.
  5. Ordu ihtiyacı için alınan ulaştırma araçlanndan başka; halkın elinde bulunan ulaştırma araçlarıyla, ayda bir defa olmak üzere ücret verilmeden 100 km. uzaklığa kadar askeri ulaştırmaya yardım edilecekti.
  6. Ordunun giyim ve erzağına yarayan sahipsiz mallara el konulacaktı.
  7. Halkın elinde bulunan; savaşta kullanılmaya elverişli silah ve cephane, üç gün içinde komisyona teslim edilecekti.
  8. Halkın elinde bulunan; benzin, gres yağı, makine yağı, donyağı, taban yağları, vazelin, otomobil ve kamyon lastiği, lastik yapıştırıcı, buji, soğuk tutkal, Fransız tutkalı, telefon makinası, kablo, pil, çıplak tel, yalıtkan ve bunlara benzer gereçlerin ve zaçyağının yüzde kırkına el konulacaktı.
  9. Demirci, marangoz, dökümcü, tesviyeci, saraç ve araba yapanlar ile bunların imalatını yapan imalathane ve işyerlerinin; iş hacimleri ve isimleri yazılarak,nitelikleri tesbit edilecekti.
  10. Halkın elinde bulunan; dört tekerlekli at ve öküz arabaları bütün donanım ve hayvanlarıyla birlikte, top çeken hayvanların (katır, eşek, deve) yüzde yirmisine el konulacaktı.

tekalifi-milliye-2

Bu emirlerin emniyetli bir şekilde yürütülmesi için Ankara, Kastamonu, Samsun, Konya ve Eskişehir’de istiklal mahkemeleri oluşturuldu.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, zaferle sonuçlanacak bir taarruz için geniş ölçüde hazırlıklar yaptırıyordu. Tekalifi Milliye Emirleriyle millet, her şeyini orduya verdi. Batı Anadolu ve Doğu Trakya işgal altında olduğundan, savaşın bütün yükünü Orta ve Doğu Anadolu halkı omuzlannda taşıyordu. Bu zorluklar içinde ordunun taarruza hazırlanması oldukça zordu.

Yorum (0)

Tags: , , ,

Mustafa Kemal’in Başkomutan Olarak Atanması

07 Mayıs 2009

baskumandanlikYunan ordusunun Eskişehir-Kütahya savaşlarında elde ettiği başarı üzerine Yunan kralı, ordunun moralini yükseltmek amacıyla Kütahya’ya geldi. 24 Temmuz 1921′de bir toplantı düzenlendi. Toplantıya: Yunan kralı, başbakan, savunma bakanı, genelkurmay başkanı ve Yunan ordusundaki üst rütbeli subaylar katıldı. Toplantıda Yunan kuvvetlerinin Ankara’ya kadar ilerlemesi kararlaştırıldı. Yunanlıların amacı, Ankara’yı ele geçirerek Türk milletine, Sevr Antlaşmasının koşullarını kabul ettirmekti.

Türk ordusunun Eskişehir-Kütahya savaşlarında yenilerek Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmesi, ülkede büyük bir üzüntüye yol açtı. TBMM’de Milli Savunma Vekili Fevzi Paşa: ordunun büyük kayıplara uğradığını; Ankara yolunun Yunan ordusuna açıldığını; önlem olarak TBMM ve hükümet dairelerinin Kayseri’ye taşınması gerektiğini açıkladı. Bu açıklama, gerek TBMM’de gerekse halk arasında büyük bir heyecan ve ümitsizlik yarattı.

TBMM’de hararetli tartışmalar oldu. Mustafa Kemal Paşa’nm ordunun başına geçmesi istendi. Mustafa Kemal, 4 Ağustos 1921′de TBMM’ne verdiği bir önerge ile başkomutanlığı kabul ettiğini, ancak meclisin sahip olduğu yetkileri de kullanma yetkisini talep etti. TBMM’nin 5 Ağustostaki oturumunda kabul edilen yasa ile başkomutanlık ve meclis yetkileri, üç ay süre ile Mustafa Kemal Paşa’ya devredildi.

Fevzi Paşa, Genelkurmay Başkanlıgı’na, İç İşleri Vekili Refet Paşa’da, Milli Savunma Vekilliği’ne getirildi.

Yorum (0)

Tags: , ,

Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girmesi

03 Mayıs 2009

Osmanlı devlet adamlarının XIX. yüzyılda uyguladıkları fetih politikası, hep yenilgi ve toprak kayıpları ile sonuçlandı. Bu yüzden devletin varlığını korumak amacıyla fetih politikası terk edilerek savunma politikası takip edildi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin panislamizm akımlarından yana olan üyeleri, Müslüman dünyasının desteğine güvenerek Mısır, Trablusgarp ve Tunus’u tekrar kazanmanın mümkün olacağına inanıyorlardı. Ancak Osmanlı Devlet’i, yeterli derecede kuvvet ve imkâna sahip değildi. Amaca ulaşabilmek için güçlü bir devletin desteğine ihtiyaç vardı. Bu dönemde Almanya, Avrupa’nın en güçlü devleti durumunda idi.

İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki toprak bütünlüğü konusunda verdikleri sözde durmamışlardı. Rusya, boğazlar üzerindeki emellerinden vazgeçmemişti. Rusya’nın İngiltere ve Fransa ile müttefik olması, Osmanlı Devleti’ni Almanya ile birleşmeye sevk etti.

2 Ağustos 1914′te Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması imzalandı. Sadrazam Sait Halim Paşa ve Harbiye Nazın Enver Paşa tarafından imzalanan antlaşmanın içeriği, birçok kabine üyesinden gizli tutuldu. Antlaşmaya göre:

  1. İki devlet, Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasındaki anlaşmazlıklarda tarafsız kalacaktı.
  2. Almanya, savaşa girecek olursa Osmanlı Devleti’de Almanya’nın yanında savaşa girecekti.
  3. Osmanlı Devleti saldırıya uğrarsa Almanya, Osmanlı Devleti’ni koruyacaktı.
  4. Savaş halinde Osmanlı kuvvetleri, Alman askeri heyeti tarafından yönetilecekti.
  5. Antlaşma, 31 Aralık 1918′a kadar sürecek, taraflardan biri fesih kararı almazsa beş yıl daha yürürlükte kalacaktı.

Avrupa Kıtasında savaşlar başlamış olduğundan Osmanlı Hükümeti, tedbir olarak genel bir seferberlik ilân etti. Hükümet, meclis tarafından bir muhalefete uğramamak için, Meclisi Mebusan’ı Kasım ayına kadar tatil etti. Basına sansür konuldu.

11 Ağustos 1914′de müttefik donanmasının kovaladığı Goben ve Breslav adında iki Alman zırhlısı, Osmanlı Devleti’ne sığındı. Bu iki zırhlı, Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın emriyle boğazlardan içeri alındı. Milletlerarası tarafsızlık ilkesine göre, bu iki zırhlının 24 saat içinde karasularımızı terk etmesi gerekiyordu. İngiltere ve Fransa’nın İstanbul’daki elçileri, Babıali’ye başvurarak durumu protesto ettiler. İstanbul Hükümeti, gemileri beş milyon Osmanlı altınına satın aldığını ilân etti. İtilaf Devletleri, bu durum karşısında hiçbir şey yapamadı. Bu iki zırhlıya Yavuz ve Midilli adı verildi. Osmanlı Devleti, 9 Eylül’de kapitülasyonları kaldırdığını ilân etti.

23 Ekim 1914′te Alman amiralinin komutasındaki bu iki zırhlı, Rusların Odesa ve Sivastopol limanlarını bombaladı. Bu iki zırhlının, Karadeniz’e çıkmamasına dair hükümet karan vardı. Bu olay, padişah ve diğer kabine üyeleri arasında şaşkınlık yarattı. Rusya, 2 Kasım 1914′te Osmanlı Devleti’ne savaş ilân etti. Rusya’nın müttefiki olan İngiltere ve Fransa’da 5 Kasım’da Osmanlı Devleti’ne savaş ilân etti.

11 Kasım 1914′de Vükela Meclisi’nde savaş kararı alındı. Meclisi Mebusan, tatil edilmiş olduğundan, meclis kararı olmadan savaşa girilmiş oldu. Padişah, şeyhülislâmdan fetva alarak halife sıfatıyla bir hattı hümayun yayımladı. Bu hattı hümayun ile cihat ilan edildi. Bütün dünya Müslümanları, Osmanlı Devleti’nin düşmanlarına karşı savaşa çağrıldı. Ancak beklenen ilgi gerçekleşmedi.

Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle Almanların Berlin-Bağdat hattı oluşturma hayali hakikate dönüştü. İngiltere, Osmanlı Devleti’ne tepki olarak Kıbrıs Adası’nı ülkesine kattı. Tersanelerinde Osmanlı Devleti için yapılan iki zırhlıya el koydu. Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi üzerine Rusya, Doğu Avrupa’daki kuvvetlerinin bir kısmını Kafkasya’ya kaydırdı. Bu da Almanları, doğu cephesinde bir hayli rahatlattı.

Yorum (0)

Tags: , , ,

Kafkas Cephesi

03 Mayıs 2009

Savaşın başlaması üzerine Rus kuvvetleri, Doğu Bayezid’in kuzeyinden Osmanlı sınırını geçti. Rus kuvvetleri, iki koldan Pasinler ve Eleşkirt’e doğru ilerledi. Ruslarla ilk çatışma, 6 Kasım’da Köprüçay’da oldu. Beş gün süren çatışmalardan sonra Rus kuvvetleri geri püskürtüldü.

Başkumandan vekili Enver Paşa, Kafkasya’ya yapılacak bir askeri harekat ile doğu cephesinin çökeceğine inanıyordu. Enver Paşa, doğu cephesine giderek 3. ordunun komutasını üstlendi. Ordu, kış boyunca yetecek yiyecek ve donanımdan yoksundu. Buna rağmen ordu, 24 Aralık 1914′de Kars’a doğru harekete geçirildi. Allahuekber dağları aşıldı ise de yapılan taarruz başarılı olamadı. Sarıkamış harekatı olarak bilinen bu olayda, askerlerimizin büyük bir bölümü, savaşa katılma fırsatı bulamadan donarak şehit oldu.

Kısa bir süre sonra Rus kuvvetleri karşı taarruza geçti. Türk kuvvetlerini geri püskürten Ruslar, Erzurum’u ele geçirdi. 3 Mart’ta Bitlis ve Muş, 18 Nisan’da Trabzon, temmuz ayında Bayburt, Gümüşhane ve Erzincan Rusların eline geçti. Rus işgali altında olan yerlerde Ermeni katliamları başladı.

Mustafa Kemal, 16. kolordu komutanı olarak Kafkas cephesine atandı. Mustafa Kemal, karşı taarruza geçerek Bitlis ve Muş’u Ruslardan geri almayı başardı.

1917 yılında Rusya’da ihtilal oldu. Bolşevik İhtilâli yüzünden Kafkas cephesindeki askeri harekat durdu. Rusların barış istemesi üzerine Brest-Litowsk Anılaşması imzalandı.

Ruslar, işgal ellikleri bölgelerden çekildiler. 1856 Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nden almış oldukları Kars, Ardahan ve Batum’u geri verdiler.

Dağılan Rus ordusundaki Ermeniler, silahlarını bırakmadılar. İngilizlerin desteğini elde eden Ermeniler, bölgede bir Ermeni hükümeti kurmaya çalıştılar. Ancak Türk kuvvetlerinin takibi sonucu Ermeniler, geri çekilmek zorunda kaldılar.

Yorum (0)